KIZILCAHAMAM’DA TARİHİ DEĞERİ OLAN HAYIRLI BİR HİZMETE İMZA ATILDI

           Kızılcahamam Belediyesi himayesinde gerçekleştirilecek olan "Tezgahtan Hayata Sof Kumaş" Projesi için düzenlenen protokol, Ankara Kalkınma Ajansı'nda Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Cahit Çelik ve Kızılcahamam Belediye Başkanı Süleyman Acar tarafından imzalandı. 

20 Ekim 2021 18:17
KIZILCAHAMAM’DA TARİHİ DEĞERİ OLAN HAYIRLI BİR HİZMETE İMZA ATILDI

       Kızılcahamam Halk Eğitim Merkezi ile birlikte gerçekleştirilecek Çamlıdere, Güdül, Ayaş Halk Eğitim Merkezlerini de kapsayacak "Tezgahtan Hayata Sof Kumaş" Projesi ile Ankara'nıntarihi sof kumaşı tekrar üretilerek ekonomiye kazandırılacak. Başta kadınlar olmak üzere yeni bir istihdam alanı oluşturulması hedefleniyor. İmza töreni sonrasında konuşan Belediye Başkanı Süleyman Acar;

       "Bu güzel projenin ilçemize kazandırılmasında başta Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sn. Mustafa Varank olmak üzere emeği geçen tüm kurum ve çalışanlarına teşekkür ediyor, ilçemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi.

              ANKARA KEÇİSİ ‘ TİFTİK ’ VE SOF KUMAŞ KONUSUNDAKİ İNGİLİZ OYUNU

                               ( Gazeteci- Yazar Mehmet Akyol’un araştırması )  

      * “ İngilizler, Ankara Tiftik Keçisini Nasıl Çaldı? “  sorusunun cevabı ihmâlkarlığımızın ve kıymet bilmeme ve hatta kültürümüzün yetersizliğinin bir delili olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında  “ Osmanlı’yı kısa sürede aşiretten devlete ve imparatorluğa yükselten büyük ekonomik gücün gizemi, Ankara tiftik keçisinin öyküsünde gizli olmasına rağmen bu gerçeğin zamanla fark edilememiş olması hafızalarda hüzünlü bir iz bırakmıştır.

    * Tiftiğin ve tiftik keçisinin kıymetini bilmeyip, tiftik keçisinin bereketini ve tarihi varlığını hiçe sayarak yetiştirilmesini yasaklama cüretini gösteren zamanın mahluklarınin İngiliz oyununa nasıl geldiklerini kaleme alarak bazı gerçekleri gün yüzüne çıkarmak istedim.

     * Bu arada SOF kumaşın önemini ve tarihi gerçeğini kavrayıp bazı önemli çalışmalar yapan, projelere imza atan devlet erkânı ve yerel yöneticilere minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Ancak,      “ Sof kumaş “ dokumacılığı ve üretiminin hayata geçirilmesi aliyyül âlâ ancak tiftik nereden ve nasıl temin edilecek?... Yeterli tiftik keçimiz var mı ihtiyacı karşılayacak?.. “ Geçmişteki hataları bertaraf etmenin acısını dindirebilmek için tiftik keçisinin çoğalma çalışmaları nasıl gerçekleşecek ve devlet bu konuda köylülere nasıl bir destek verecek ? “

   Bu sorunun cevabını almanın sanırım tam zamanıdır.

   TİFTİK KEÇİSİ VE İNGİLİZLERİN OYUNUNA GELMİŞ OLMAMIZIN TARİHİ VE ANKARA GERÇEĞİ

Anadolu’da tiftik üretimi 1220 yıllarında Moğol Ordularının Kayı boyunu, Süleyman Şah’ı ve halkını Türkmen topraklarından sürüp çıkarması ile başlamıştı. 70 yıl sonra Osmanlı Devleti’ni kuracak olan Osman Bey, tiftik keçisini Anadolu’ya getiren Süleyman Şah’ın torunuydu. Süleyman Şah 1229’da ölünce oğulları Kayseri’den Ankara’ya kadar uzanan bölgede tiftik keçisi sürüleriyle yayılıp yerleşmiş ve bu bölgeyi yurt edinmişlerdi. Ankara ve çevresinde halk tiftikten ipek gibi kumaşlar dokuyordu. Türklerin dokuduğu tiftik kumaşının ünü Ankara’dan tüm dünyaya yayıldı ve tiftik keçisi Avrupa’da Ankara Keçisi (Angora Goat) adıyla anılmaya başladı.

“Öteden beri Ortadoğu’da olduğu kadar Avrupa ve İtalya pazarlarında aranan Türk kumaşları, bezleri ve halıları, (Selçuklu döneminde ) kazanmış oldukları ünü (Osmanlı döneminde de) korudu. Başta tiftikten dokunan moher (mucaiarri) ya da sof’lar la (bogasi denilen pamuklu dokumalar ve ipekli kadifeler) 15. Yüzyılda ‘yeniçeri çuhası’ diye adlandırılan kumaşlar da dış ülkelerde rağbet görüyordu. Bu nedenle kumaş ticaretiyle uğraşan Türkler de artık İtalyan şehirlerine yerleşecek derecede alım satım işlerini genişletmişlerdi.” Tıpkı İpek kumaş gibi, Osmanlı ekonomisinin bel kemiği ve en çok gelir getiren dışsatım ürünüydü tiftik kumaşı. 1554’te bir çift Ankara keçisi bir “ hanedan hediyesi ” olarak Kutsal Roma İmparatorluğu’na gönderilmişti. Başta İngiltere ve Hollanda olmak üzere Avrupa’ya ve Arap ülkelerine satılan Osmanlı tiftik kumaşına Avrupa’da öyle büyük bir talep vardı ki, gün geldi Anadolu tiftik kumaşı üretimi, Avrupa’nın kumaş talebini karşılayamaz hale geldi.

                  AVRUPALILARIN KALLEŞÇE YAPTIĞI TEKLİF VE KONULAN YASAK

              Avrupa; “bize işlenmiş tiftik kumaşı satmak yerine işlenmemiş ham tiftik yünü verin, biz kendimiz dokuyalım ya da bize damızlık Ankara Keçileri satın,” diyordu. Osmanlı’nın dünyadaki Ankara tiftik keçisi ve tiftik kumaşı tekelini kırmaya yönelik bu çabalar karşısında Sultanlar, işlenmemiş ham tiftik dışsatımına yasak koymuşlardı: Avrupa’ya yalnızca işlenmiş tiftik ürünleri, tiftik kumaşları satılacak; damızlık Ankara keçisi ve ham tiftik yünü kesinlikle yabancılara satılmayacaktı. Kalitesiyle rekabet edemediği Osmanlı tiftik kumaşı, Avrupa’lı kumaş üreticilerinin en büyük sorunu olmuş, Avrupalılar Osmanlı topraklarından damızlık Ankara Keçisi kaçırma girişimlerine başlamışlardı. Evliya Çelebi 1640’larda Ankara için; “burası tiftik kumaşı (sof) yeridir… Bu kumaş da Ankara’ya özgüdür. Yeryüzünde başka bir yerde üretme olanağı yoktur. Kadın ve erkek herkesin işi tiftik kumaşı dokumaktır. Fransızlar bu Ankara keçilerinden Fransa’ya götürüp yumuşak iplik eğirip tiftik kumaşı dokumak isterler de dokudukları şey sof olmaz. Hatta Ankara’dan eğrilmiş ipliği alıp Fransa’ya götürerek tiftik kumaşı yapalım dediler fakat yine olmadı.” der. Avrupa dokumacılıkta kol gücünden makine gücüne geçmeyi yeni yeni deniyor, ama dokumacılar kendilerini işsiz bırakacak bu makinelere karşı ayaklanıp kullanılmasını yasaklatıyorlardı. Osmanlı’da ise böyle dokumacıları işsiz bırakmakla tehdit eden dokuma makinesi icad etme girişimleri görülmüyordu.

                               DÜŞ KIRIKLIĞINA UĞRAYAN BATILILAR

    1771’de güneybatı Almanya’da bir Ankara keçisi çiftliği kurma girişimi keçilerin iklime uyumsuzluğu nedeniyle başarısız olurken, 1740’ta Ankara keçisinin İsveç’e götürülme girişimi önlenmiş ve 1778’de Venedikliler Ankara keçisi besiciliğinde (yine iklim uyumsuzluğu nedeniyle) düş kırıklığına uğramışlardı. Osmanlı dünyanın en pahalı tiftik kumaşı tekelini kıskançlıkla koruyor, yabancıya işlenmemiş, hammadde ve damızlık keçi satmamakta direniyordu. İngilizler Osmanlı tiftik tekelini kırmak için gizlice kaçırmayı planladıkları damızlık Ankara keçilerinin dünyada uyum sağlayabileceği iklimi araştırmış ve bu keçilerin Ankara’dan başka Güney Afrika’da yaşayabileceklerini saptamışlardı.

1830’larda içinde 12 teke (erkek keçi) ve 1 anaç (dişi keçi) de bulunan bir kafile başka bir kıtaya, Afrika’ya varmak için açık denizlere yelken açmış, ancak bu 12 tekenin yolculuktan önce Osmanlılar tarafından kısırlaştırılmış olduklarının farkına varılamamıştı. Osmanlı çok kötü alay etmişti İngiliz damızlık avcılarıyla. Ancak İngiltere’de icad edilen buhar makinenin buharlı dokuma tezgahına dönüştürülmesinden sonra İngiltere’de ip eğirme ve kumaş üretiminde kol gücünün yerini buharlı makinelerin almaya başlaması, İngiliz malı ucuz fabrika işi kumaşların gümrük duvarlarına yığılarak yerli kumaş üretimini tehdit etmesi sorunuyla karşı karşıya bırakmıştı Osmanlı’yı. İngilizler, sömürgeleri olan Hindistan’da Hintli dokumacıların ellerini, parmaklarını keserek el işi ip eğirme ve kumaş üretimine son vermiş, Hindistan’ın yerli dokumacılığını kanla, şiddetle yok etmiş ve İngiliz malı fabrika işi kumaşlarına Asya’da pazar açmışlardı böylece… “BULUNMAZ HİNT KUMAŞI” VE İNGİLİZ EMPERYALİZMİNİN VAHŞETİ “Bulunmaz Hint Kumaşı” deyimi dilimizde paha biçilmez değerde olup bulunması çok güç olan varlıkları anlatmakta kullanılır, “Kendini bulunmaz Hint kumaşı sanıyor” demek, kendisini Hint kumaşı kertesinde değerli görüyor demektir. Bunca değerli Hint kumaşının “bulunmaz” olması 1700’lerde gerçekleşmiştir. Nihayetinde “Hindistan’daki milyonlarca elle çalışan dokuma tezgahı ; İngiltere’de enerjiyle çalışan dokuma tezgahları tarafından sonunda çökertildi. İngiliz kumaşı makineyle üretildiği için ucuzdu, Hindistan kumaşı ise elle üretildiği için pahalıdır; eh, herkes ucuz olan İngiliz fabrika kumaşını almaya yönelince, pahalı olan Hindistan el dokuması kumaşlar müşteri bulamamış ve böylece Hint kumaşı üretimi de yok olmuştur.

     İNGİLİZLER HİNDİSTAN’DA DOKUMACILARIN PARMAKLARINI KESTİ

Hindistan’da dokumacılık, hiç de öyle anlatıldığı gibi İngiliz fabrika kumaşının ucuzluğu nedeniyle kendiliğinden batmamıştır. Hindistan’ı sömürgeleştiren İngilizler, orada bulunan yerli el dokumacılığını yok etmedikleri sürece İngiliz fabrika kumaşlarına Pazar açamayacaklarını anlayınca, Hindistan’daki yerli kumaş üretimini yok etmek üzere Hindistanlı dokumacıların başparmaklarını keserek onları Hint kumaşı üretemez duruma düşürmüş ve böylelikle hem dünya pazarlarında Hindistan kumaşını yok edip, İngiliz kumaşının egemenliğini sağlamaya yönelmiş, hem de Hindistan’ı İngiliz kumaşlarının tüketicisi, müşterisi durumuna düşürmüştür. Hint dokumacılığını yok eden, İngiliz fabrika kumaşının ucuzluğu değil, İngiliz emperyalizminin vahşetidir.

    İNGİLİZ VAHŞETİ DÜNYAYI SARDI ‘Hıristiyan Sömürgecilik Düzeni’ konusunda uzman W.Howitt : “Hıristiyan denilen bu soyun, dünyanın dört bir yanında boyundurukları altına alabildikleri halklara karşı gösterdikleri vahşet ve zulmün bir benzerine, hiçbir çağda, ne kadar yabani , ne kadar kaba ve ne kadar merhametsiz ve utanmaz olursa olsun, başka hiçbir soyda rastlanmamıştır. İngiliz emperyalistlerin 1760’lı yıllarda gerçekleştirdikleri, dünya döndükçe unutulmayacak olan Hintli dokumacıları üremez duruma getirmek için başparmaklarını kesme vahşeti, Komünist Karl Marx tarafından “ilerici bir devrim” ! olarak alkışlanmış ve Marx 10 Haziran 1853’te yazıp 25 Haziran 1853 günlü New-York Daily Tribune gazetesinin 3804.sayısında yayınlattığı köşe yazısında, bu konuda İngiliz emperyalizminin vahşetine alkış tutarak şöyle demiştir:

     İNGİLİZLER BİR UYGARLIĞI YIKTILAR

     “İngiltere’nin Hindistan’da yerine getirmesi gereken ikili bir görevi vardır; biri yıkıcı, öteki yenileyici…İngilizler, yerli toplulukları parçalayarak, yerli sanayinin kökünü kazıyarak ve yerli toplumda büyük ve yüce olan ne varsa yerle bir ederek bu uygarlığı yıktılar.” (…) “Sorun, İngilizlerin Hindistan’ı fethetmeye hakları olup olmadığı değil, daha önce Türkler, Persler, Ruslar tarafından fethedilmiş Hindistan’ı, İngilizler tarafından fethedilmiş Hindistan’a yeğleyip yeğlemeyeceğimizdir.” (…) “ Bu , İngiliz sömürge yönetiminin ayırıcı özelliği değil, yalnızca Hollanda’nınkinin bir taklidir…” (…) “İngiltere, henüz herhangi bir onarım belirtisi göstermeksizin, Hindistan toplumunun tüm çerçevesini parçalamıştır. Yenisini kazanmaksızın kendi eski dünyasının böylece yitip gitmiş olması,

      Hindu’nun mevcut sefaletine özel türden bir kasvet getirmekte ve İngiltere tarafından yönetilmekte olan Hindistan’ı bütün eski geleneklerinden ve tüm geçmiş tarihinden ayırmıştır.” “Hintli eğirici ve dokumacının her ikisini birden yok eden İngiliz müdahalesi, bu küçük yarı-barbar, yarı-uygar toplulukların iktisadi temellerini dağıtmıştır.

      “Suçu ne olursa olsun bu devrimi getirmekle İngiltere, tarihin bilinçsiz (bilincinde olmaksızın devrimci bir işlev gören) aleti olmuştur. Öyleyse, eski bir dünyanın çöküşünün yarattığı korkunç manzara bize ne denli acı gelirse gelsin, tarih açısından şöyle haykırmaya hakkımız vardır. Kapitalist emperyalizmin kendi fabrika ürünlerini el dokumasının yerine koymak için dokumacılarının düğüm atmasını önlemek üzere başparmaklarını kesmeye dek varan vahşeti, eğer Osmanlı İngilizlere gümrük duvarını indirip pazarı sonuna dek açmamış olsaydı, belki Osmanlı’da da gerçekleşecekti.

                                                    OSMANLI DOKUMACILIĞININ SONU

           1800’lerin başında yerli iplik ve kumaş üretimi tıpkı Hindistan’da olduğu gibi vahşi İngilizlerin fabrika ürünleri tarafından tehdit edilirken, bir de 1789 Fransız devriminden kaynaklanan etnik ayrılıkçı akımlarla başı derde giriyordu Osmanlı’nın. Sadri Ertem’in “Çıkrıklar Durunca” adlı romanı , Ankara, Bolu, Adapazarı çevresinde Ankara tiftik keçisi besiciliği ve tiftik dokumacılığıyla geçimlerini sürdüren Türkmenlerin, padişah fermanıyla İngilizlere damızlık tiftik keçisi verilmesine karşı canlarını ortaya koyarak ayaklanmalarını anlatıyordu.

       Kendisini Padişah’a Müslüman olmaya çok yakın ve zabitlere karşı çıkıp damızlık tiftik keçisi vermemek için silaha sarılırlar. Haber duyulur ve damızlık keçileri İngilizlere vermemek için silahlanan Türkmenlerin sayısı on binlere varır. Osmanlı İngiliz’e damızlık vermeyen Türkmenlerin üzerine ordu gönderir. Üç yıl süren direniş kanla bastırılır ve İngiliz’e istediği damızlık Ankara keçileri verilir. İngiliz ,isyancıların dinmeyen öfkesinden korunmak için tiftik keçilerini siyaha boyayarak kaçırır o topraklardan , limana ulaşıp Güney Afrika’ya doğru da yola çıkar.

              ANKARA KEÇİSİNE İNGİLİZ DAMGASI

      Böylece 1550’lerde Osman Bey’in dedesi Süleyman Şah’ın Türkistan’dan Anadolu’ya getirdiği tiftik keçileriyle, Osmanlı-Türk Tiftik Kumaş tekeli üzerinde yükselen Osmanlı İmparatorluğu 1838’de bu tekeli İngilizlere kaptırıp elinden kaçırmakla, kendi sonunu da belirlemiş oluyor ve Ankara Keçisi’ne İngiliz damgası vuruluyordu. Ankara keçisinin bin yıllık öyküsü gösteriyor ki; Osmanlı, savaş alanlarında askeri ve siyasi yenilgilere uğramadan önce, bilimsel ,teknolojik alanda geri kalarak ekonomik-siyasi çöküntüye ve askeri yenilgilere uğratılmış, üretimde buhar gücünden yararlanamayan Osmanlı sanayisi, ucuz yabancı fabrika ürünlerinin karşısına, el yapımı yerli pahalı ürünlerle dikilemediği içindir ki, yerli çıkrıklar durmuş ve 600 yıl Batı’ya ekonomik olarak da üstün olan Osmanlı çökmüştü.

       Meşrutiyet’in ilanından sonra Anadolu’yu dolaşarak her gittiği yerde gördüklerini gazetesine ileten ‘Anadolu’da Tanin’ gazetesi yazarı Ahmet Şerif, 28 Kasım 1909’da şunları yazıyordu Ankara’dan: Çocuklarımız Osmanlı’nın yükseliş dönemindeki bilimsel, siyasi, ekonomik başarılarını bilmeli, yerli üretimi koruyup geliştirmenin önemini kavramalı, “Gavura damızlık vermenin uğursuzluk getireceği” beyinlere kazınmalı.

       Osmanlı’nın çöküş nedenlerini, askeri yenilgiler dışında tüm çıplaklığıyla görmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kıymeti bilinmeli. 1970’li yıllarda yasaklanan keçi şimdilerde yeniden üretilmesi ve çoğalması için devletin destek vermesi olumlu bir davranıştır ve bu düşünce yapısı günden güne daha da geliştirilmeli ve tarihin gerçekleri ölçeğinde tarım ve hayvancılığa hak ettiği değer verilmelidir.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.