Warning: getimagesize(resimler/reklam/ingilizce-dersanesi.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/baskentlilerhabe/public_html/reklam.php on line 16

banner3

Bu, nesep bağlılığından ve kan kardeşliğinden daha ileri ve muhkem bir kardeşliktir. Çünkü kan kardeşliği ve nesep bağı, belli fertler arasındaki bağdan ibarettir. Oysa İslâm kardeşliği, zaman ve mekânı aşan bir kardeşliktir. İslâm kardeşliğinin coğrafî bir sınırı yoktur. Dünya Müslümanları hangi ırktan ve coğrafyadan olursa olsunlar kardeştirler. Onlar, İslâm dininin Tevhit akidesi ile birbirlerinin kardeşidirler ve birbirlerine bağlıdırlar. Dünyada toplum için en esaslı terbiye dindir. Çünkü din fıtri bir olaydır ve bu sebeple inanç kişide doğuştandır ve insanın terbiyesinde önemli bir role sahiptir. Dini terbiye insanı nefsine, ailesine, vatan ve milletine ve hatta bütün âleme kötülük yapmaktan, zarar vermekten alıkor. Mümin kötülük değil, iyilik yapmakla mükelleftir. Din, fertlerin derinliklerine hak ve vazife duygusunu yerleştirerek toplumun sürekliliğini ve uzun ömürlü olmasını sağlar. Hukuk, ahlâk ve dil gibi, dinin de kendine özgü bir takım usul ve adetleri vardır. Bu usul ve adetler bütün sosyal olaylarda etkisini açıkça gösterir. Hukukun buyruk ve yasakları olduğu gibi dinin de buyruk ve yasakları vardır. Nasıl hukuk bu buyruk ve yasaklarla toplum üzerinde yaptırımcı bir güce sahipse, din de öyledir. Hatta dindeki daha da güçlüdür ve yaygındır. Çünkü onun bu gücü ilâhi kaynaklıdır. Allaha ve onun peygamberine karşı olan sorumluluğunun bilincinde olan müminler, bu akidelere dayanan hükümleri, emir ve yasakları, helâl ve haramları da şüphesiz kabul ederler. Bu inançta olan fertler arasında hak ve adalet duyguları hâkim olur. Din sayesinde karşılıklı sevgi ve saygıyla birbirine bağlı insanlardan mutlu bir topluluk meydana gelir. Elbette insanların olduğu yerlerde bazen sorunlar da çıkabilir; bunlar dinin veya devletin insanların refahı için koyduğu yaptırımlarla önlenir veya yapanlar bir takım cezalara çarptırılarak toplumda huzursuzluk çıkaran kişiler ıslah edilir. İslâm, barışı ferdin ve toplumun hudutlarından öteye taşır. Fertten başlayarak, topluma; toplumdan da bütün insanlığa taşıyarak barışı sağlamayı gaye bilir. Çoğu zaman kavgalar, zorla bastırılmış kuvvetin, hoş karşılanmayan enerjinin birden bire isyan etmesi, patlaması olur. Yaşam alanının daraldığı, amaçların gizlendiği; ferdin ve toplumun düşüncesinin gelişmek için imkân bulamadığı yerlerde kavgalar olur. İslâm, bütün bunları insanın ruhî derinliğine yerleştirerek ferdi ve cemiyeti kısa mesafeli hedeflerden kurtararak özgür bir hayatın yüce hedeflerine yöneltir ve bu hedeflere ulaşmasını sağlayacak kurallar koymuştur. İslâm, insanı kısa ömrünün dar kalıplarından çıkarır ve ona kâinatta geniş imkânlar bahşeder; insanı her türlü ırkçılığın ve mezhepçiliğin dar hayat görüşünden alır ve bütün beşeriyeti içine alan yüce hedeflere götürür. Öyle bir toplum nizamı ki, orda fert, çalışırken yalnız kendisi için değil bütün insanlığın faydasına da çalıştığını hisseder. Böyle bir nizamda Mümin, yalnız bir nesil için değil, istikbalde gelecek bütün nesiller için yaşadığını idrak eder. O zaman Müslümanlar kendilerini, bütün yeryüzü insanlarının vasisi ve Allah’ın halifesi sayabilirler. Kendilerine ait mülkiyetin sadece kendilerine ait olmadığını görürler. Yaşamış oldukları hayatın, gaye değil, sadece bir vasıta olduğunu idrak ederler. O halde, müminler büyük gayelerin tahakkuku ve bütün insanlığın ulaşmasını beklediği kapsayıcı hedefler için çalışırlar. Zira ferdî ve küçük meseleler için kavga etmek yoktur İslâm’da. Onun davası, evreni kapsayacak kadar geniştir ve evrendeki kime yapılırsa yapılsın tüm zulümlere karşı oluş ve hakkın hâkim kılınmasıdır. Allah, Müslümanlara şöyle buyuruyor: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. Allah’a iman edip hakkı emreder, batılı yasaklarsınız…” (Ali İmran 3/110). “Sizden hayra çağıran, hakkı emreden, batılı yasaklayan bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenleri ta kendileridir” (Ali İmran 3/104). Allah, insanların başlarını yerden kaldırıp yükseklere bakmalarını ister. Kendi şahsî menfaatlerinden çok daha ulvî menfaatlere gözlerini çevirmeyi emreder. Kâinatın umumî ıslahı için, iyiliği emir ve kötülükten kaçındırmayı prensip olarak benimsemelerini diler. Bütün insanlığı içine alan bir ıslahat düzenine çağırır. İslâm, malları ve canları mukabilinde, kendilerini devşirici menfaati muştular. Çünkü bunlar, karşılığında Allah’ın cennetini almışlardır. Allah bunu şöyle açıklıyor ve vaat ediyor: “Yeryüzünde fitne ortadan kalkıp, Allah’ın dini hâkim oluncaya kadar onlarla savaşın…” (el-Enfal 8/39). “Allah müminlerden, canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın verdiği söz gereği gerçekleşecektir. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse Allah ile yaptığınız bu alış-verişe sevinin. İşte büyük kurtuluş budur” (et-Tevbe 9/111). Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Ancak Allah’ın kelimesi yüce olsun diye harbeden Allah’ın uğrundadır”. İster bir hâkimden, ister bir mahkûmdan, ister bir fertten ve isterse cemaatten gelmiş olsun, her türlü kötülüğün kaldırılmasından bütün Müslümanlar sorumludur. Peygamberimiz buyuruyor: “Sizden her hangi biriniz münkeri gördüğünde onun giderilmesine çalışsın” (Buhari). “Bir mümin bir kötülük görürse eliyle, yetmezse diliyle gidermeye çalışsın. O da yetmez ise kalbiyle buğuz etsin. Fakat bu imanın en zayıf halidir”. Müslüman sırf Allah rızası için diğer kardeşleriyle dayanışma içinde bulunur; toplumda kimseye zarar vermemeye dikkat eder. Çünkü Peygamberimiz “Müslüman elinden, dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir. Mümin de, insanların can ve mallarında kendisine güvendiği kişidir” (Ahlâka Ait 239 Hadis, s. 88, Hadis No: 101) buyuruyor. Yina Peygamberimiz, “Mümin, mümine karşı, cüzleri birbirini takviye ve tahkim eden bir bina gibidir” (Ahlka Ait 239 Hadis, s. 90, Hadis No: 103) buyuruyor ve böylece Müslümanları birbirlerine kenetlemiş bir binanın tuğlaları gibi tasvir ediyor. Bir diğer Hadis’te ise, Müslüman toplum insan vücuduna, tolumu oluşturan fertler de vücudun organlarına benzetiliyor. Buna göre her Müslüman, İslâm toplumunun bir uzvudur. “Müminler, birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve yekdiğerini korumakta vücut gibidir. Vücudun herhangi bir organı rahatsız olursa, öteki organları da bu yüzden hastalık ve uykusuzluğa tutulurlar” (A.Himmet Berki, 250 Hadis, Ankara 1968, s. 181, Hadis No 210). Allah müminlerin kardeş olduğunu Kur’an’da şöyle ifade ediyor: “Şüphesiz, Müminler birbirlerinin kardeşidirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, merhamet olunasınız” (Hucurat 49/10). “Eğer müminlerden iki takım birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltiniz; eğer bir diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz. Adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever” (Huccurat 49/9). Allah Resulü imanın etmen sevgiden geçtiğini ifadeyler şöyle buyuruyor: “Siz iman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız”. “Kendiniz için olmasını istediğinizi kardeşiniz için de istemedikçe Müslüman olamazsınız”. “Birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve bir birinizden yüz çevirmeyiniz, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir; ona hıyanet etmez; onu yalanlamaz; onu utandırmaz. Her Müslüman’ın öteki Müslüman’a ırzı, malı ve kanı haramdır. Takva işte budur” (Riyazüs-Salihin C.I, s.276). “Müslüman anlaşılır ve anlaştırır, birleşmeyen ve birleştirmeyende hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olanıdır”. “Birbirinize hiddetlenmeyin, haset etmeyin, kıskanmayın, birbirinize arka çevirmeyin, ey Allah’ın kulları kardeş olun! Bir Müslüman’ın üç günden fazla din kardeşi ile dargın olması helâl değildir”. Bu âyetlerden ve Hadislerden anlaşılacağı üzere İslâmiyet, sevgi, adalet, kardeşlik ve birlik üzerine kurulmuştur. Birliği bozacak, tefrikaya düşürecek her türlü akide, ibadet, muameleler ve ahlâk İslâm dışıdır, kınanmıştır. İslam düzeni takva, terakki ve tekâmül hedefler. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Kim ayrılık yaparsa, bizden (bizim kâmil ümmetimizden) değildir” (Ahlâka Ait 239 Hadis, Hadis No: 229). İslamiyet’te bölücülüğe ve muzır cereyanlara asla yer yoktur. Çünkü bölücülük Müslümanları birbirine düşürür, zayıflatır ve devletin gelişmesini engeller; çoğunlukla milletlerin bölünüp parçalanmalarına ve yok olmasına sebep olur. Bu kuralı çok iyi bilen düşman güçler, Müslümanların arasına ayırımcılığı körükleyen ırkçılık, mezhepçilik ve benzeri bölücülük fikirleri sokarlar ve onların birliklerini, toplumlarını, devletlerini parçalarlar. Oysa önceki bölümlerde geçtiği gibi İslâm’da ırkçılık ve her türlü ayrımcılık yasaktır. Bu sebeple Müslüman, yaşadığı topluma zarar verecek her türlü girişim, tutum ve davranıştan uzak durur. Çevresindekilerin tasa ve kıvançlarına katılır. Müslümanların derdini kendine dert edinir ve mutluluklarını paylaşır. Müslüman daima anlaşır ve anlaştırır. Birbirlerinin ayıbını arayan kişiler toplumun felaketi için çalışan kimselerdir. Bu yüzden Müslüman insanların ayıplarıyla uğraşmaz, ayırımcı değildir, birleştiricidir. Müslüman, ayırımcılığın bir milleti felakete sürüklediğinin bilincindedir. Bu yüzden istiklalleri ellerinden gitmiş nice İslâm toplumları, devletleri vardır. İstiklâl marşının yazarı millî şair Mehmet Akif Ersoy, bu durumu şu mısralarıyla ifade ediyor: Girmeden tefrika bir millete düşman giremez Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.